RSS

Ürdün’de Tarihle İçiçe

22 Jul
Ürdün’de Tarihle İçiçe

Şu anda çalıştığım şirket bir Ürdün şirketi. Merkez ofis Ürdün’de. Patronlar Ürdün’de sevilen sayılan kişiler. Bizim ofiste de Ürdünlü çalışan sayısı yüksek. Dolayısıyla Ürdün insanına ve kültürüne yabancı sayılmam. Fakat Ürdün’e gitmişliğim yoktu. Dolayısıyla şirket bir konferans düzenlediğini, bu konferansın Ürdün’de olacağını ve benim de bir sunum yapmamı istediklerini söylediğinde oldukça sevindim. Ne güzel bir fırsat geçmişti işte elime. Konferans 3 gün sürecekti. Ben de bu 3 güne 4 gün daha ekleyip 7 güne çıkarmayı kafaya koydum. İnsan birşeyi yapmayı kafaya koyduğunda karşısında hiçbir güç duramaz. Ben bunu bilir bunu söylerim.

Ürdün acaip bir yer. Niye acaip, çünkü Suudi Arabistan’ın yanında olmasına rağmen petrol filan yok. Ayrıca susuzuk çeken bir ülke. Turizm en önemli geçim kaynağı. Bununla beraber tarihi bakımdan önemli olaylara ev sahipliği yapmış bir ülke. Mesela İsa peygamberin doğum yeri ve kutsanma mekanının Ürdün’de olduğuna inanılıyor. Davut peygamberin Ürdün’de bir tepeden Filistin’e baktığı ve vaat edilmiş toprakları ilk o tepeden gördüğüne inanılıyor. Ayrıca Ürdün Nabatenlere de evsahipliği yapmış bir coğrafya. Uzun süre Romalıları da ağırlamış ve son olarak da bağımsızlığından önce Osmanlı toprağıydı.

Üstteki fotograf Ölüdeniz kıyısından çekildi. Karşı taraf Filistin. Fakat İsrail kontrolünde şu anda. 1948 Arap İsrail savaşından sonra önemli sayıda Filistinli Ürdün’e göçetmiş. Ürdün nüfusunun yarısına yakını aslen Filistinli. O yüzden Filistin konusunda çok hassas insanlar.

Ölüdeniz deniz seviyesinin 422 metre altında, dünyadaki en düşük kotlu yer. Deniz o kadar tuzlu ki batmak mümkün değil. Kayaları kaplayan tuz da ne kadar tuzlu olduğunu gösteriyor. Bizim konferans Ölüdeniz kıyısında bir oteldeydi. Konferans biter bitmez atladım bir arabaya ve kendimi Petra yollarına vurdum.

Issız yollardan geçerken yol üstünde pat diye karşımıza bir dinlenme tesisi çıktı. Tesisten ziyade ufak bir kulübeydi bu. Çay, kahve, ufak tefek atıştırmalıklar ve nargile vardı bu mekanda. Çalışanlar yolda mola vermiş şoförlerle derin muhabbet içindeydi. Yola devam edip Petra’ya vardık. Otele yerleştikten sonra yola düştüm.

Petra milattan önce altıncı yüzyılda kurulduğu düşünülen bir şehir. Bu şehrin özelliği ise şehirdeki herşeyin ama herşeyin kayalara oyularak yapılmış olması. Şehre çok dar vadilerden geçilerek girilebiliyor. Bu kadar iyi korunabilmesini buna borçlu olmalı.

Zaten 1800 lü yılların başında bulunabilmiş bu şehir Avrupalı bir gezgin tarafından. Oldukça uzun bir yürüme mesafesi var bu dar vadide. Yaşlı ya da yorgun turistler için at, deve ve eşek seçenekleri her zaman var tabii. Bu uzun yürümeden sonra Petra’nın en çok bilinen binası olan Al Khazna’ya yani hazine binasına yaklaşılıyor. Ve bina aralarda kendisii göstermeye başlıyor.

Biraz daha yalaşınca biraz daha gözüküyor.

Gerçekten de inanılmaz büyülükte ve ihtişamda bir bina. İnsan yaklaştıkça heyecanlanıyor. Biraz daha yürüdükten sonra ise tüm ihtişamıyla kendini gözler önüne seriyor.

Bu binanın yapıldığı dönemdeki teknolojiyle nasıl yapıldığına akıl sır erdirmek mümkün değil. O kadar yükseğe nasıl iskele kurdular, o kadar ince işçiliği nasıl becerdiler, gerçekten inanılmaz.

Kısacası bu binayı anlatmak için kelimeler yetersiz kalır. İnanılmaz bir eser. Fakat Petra bununla bitmiyor tabi. Koskoca şehir var ve içindeki herşey kayalara oyulmuş. Mesela aşağıdakiler de mezarlar.

Bunun yanında yanlış hatırlamıyorsam 4,000 kişi kapasiteli bir tiyatro bile var. Nabatenler boş durmamış, herşeyi oymuşlar kayalara.

Her yer kayalar ve kayalara oyulmuş evler, tapınaklar, binalar, tiyatrolarla dolu. Petra gezmekle bitmiyor. Ama insanın ayaklarına kara sular iniyor. Hele yaz sıcağında hiç çekilmez. Ürdünlü kardeşlerimiz insanlar oturup dinlenebilsin diye ufak tefek yerler de ayarlamışlar ama.

Petra’yı gezme işini bitirip Nabatenlere helal olsun dedikten sonra arabaya atlayıp Amman’ın yolunu tuttum. Geceyi Amman’da geçirdikten sonra ertesi gün Jarash’a gitmek üzere yola çıktım. Jarash bir Roma şehri. Petra gibi Jarash’ı da iyi korumuş Ürdünlüler.

Aşağıdaki fotograf şehrin giriş kapısını gösteriyor.

Bu kapıdan geçtikten sonra yola devam edince solda hipodrom yıkıntıları var. Daha sonra bir meydana çıkılıyor. Bu meydandan devam edince de sağlı sollu tapınaklar ve sütunlu yollar var. Son 2 senedir Rome, Sapartacus dizilerini izlemekten aşinalığımız var tabi bu tip yerlere. Binlerce yıl önce bu yollarda yürüyen Romalılar bile canlandı gözümün önünde.

Bu şehirde birisi büyük diğeri biraz daha küçük olmak üzere 2 tane de tiyatro var. Romalıların sanata saygısını kıskanmamak elde değil.

Bu küçük olan tiyatro.

Eskiden tribünlerde kimlerin nerede oturacağı toplumsal statülerine göre belirlenirmiş. Roma’da Colosseo’da da anlatılmıştı aynısı. Burada ise bazı soylu ailelerin isimleri taşlara kazınarak ayrılmış yerler. Biletix için 2000 yıl bekleyecekti insanlık.

Araya gene her türlü Grek tanrısı için yapılmış tapınakları falan serpiştirmiş o zamanın şehir planlamacıları.

Daha sonra büyük tiyatroya yöneldim. Burada sürpriz vardı. Yerel kıyafetli iki amca davul ve tulum çalıyordu. Genç ürdünlü kızlar ise tiyatronun ortasında halay çekiyorlardı. Roma tiyatrosu bir anda düğün salonuna dönüştü yani.

Bu da büyük tiyatronun yukarıda görünümü. Kimbilir neler seyretti burada Roma halkı.

Gene yorucu bir gezi olmuştu. Gelmişken Ajloun kalesine de gittik. Bu kalede Selahaddin Eyyubi’nin kumandanlarından birisinin kalesiymiş. Fazla bir numarası yoktu, önündeki semaverden başka. Ürdün usulü bu semaverlerden birisinde kahve diğerinde ise nane çayı var. Çay çok güzeldi.

Daha sonra tekrar Amman’a döndük. Amman’ın içinde de ufak bir tarih turu yaptık. Ama artık ne tarih, ne tarihi eser görecek durumum vardı. O yüzden kendimi Amman’ın meşhur lokantası Al Quds’a attım ve geleneksel Ürdün yemeği olan mensef’in dibine vurdum. Üstüne de ünlü künefeci Habiba’da bir künefe patlatıp Ürdün’le vedalaştım.

 
2 Comments

Posted by on July 22, 2012 in fotograf, gezi

 

Tags: ,

2 responses to “Ürdün’de Tarihle İçiçe

  1. alternatifrota

    July 29, 2012 at 1:37 pm

    Petra ve Ürdün’ü gezmek hep hayalimdiç Yazınız çok güzel olmuş. Ellerinize sağlık.

     
  2. Huseyin Uygunpolat

    July 29, 2012 at 4:05 pm

    tesekkur ederim. selamlar.

     

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: